Aradığınız yazıyı bulamamanız veya hata alınması halinde arama kısmını kullanarak ulaşabilirsiniz.

Şüpheden Sanık (mı) Yararlanır

Güncelleme tarihi: 9 Eyl 2019

Ceza hukukunun evrensel ilkelerinden biri olan şüpheden sanık yararlanır ilkesinin ne olduğunu ve uygulamada nasıl şekillendiğini; aslında nasıl olması gerektiğini inceleyeceğiz.

Şüpheden sanık yararlanır ilkesi(in dubio pro reo), tanım olarak: sanığın bir suçtan cezalandırılabilmesi için , suçun hiçbir şekilde şüpheye yer vermeyecek kesinlikte ispat edilmesidir. Bu ilkenin kabul edilmesinin en önemli sebebi masumiyet ilkesi temelinde; bir masumun suçu olmaksızın cezalandırılmasının önüne geçmektir. Zira, bu ilkede kabul edilen aslında temel düşünce ise bir masumun haksız yere ceza almasındansa bir suçlunun ceza almamasının yeğ görülmesidir. Gerçekten de, hukuk sistemlerinde masumiyet ilkesi ve kişi özgürlüğü en temel kabul edilen ilke ve haklardandır. Bir masumun haksız olarak özgürlüğünden alıkonulması, hukuka güven duygusunu sarsacak ve geri dönülmez etkiler yaratabilecektir. Tersi düşünüldüğünde de bir suçlunun, suçu nedeniyle ceza almaması da aynı şekilde hukuka güven duygusunu etkileyecek olmakla birlikte; süregelen hukuk sistemlerinde bu durumun bir masumun haksız ceza almasından daha kabul edilebilecek bir durum olduğu sonucuna varılmıştır. Kendi hukuk sistemimizde de bu ilke kabul edilmiş ve bir kimsenin suçu hükmen sabit olana kadar suçsuz kabul edileceği Anayasamızda yer almıştır. Ceza davalarında bir sanık hakkında pek çok delil olabilir, ancak bu deliller suçun işlendiğine %100 kanaat getirmediği takdirde beraat kararı verilmesi gerekmektedir. Örneğin, adam öldürme suçundan 3 sanıklı bir dosyada sanıkların her birininin fiziki özellikleri aynı olup, tek delil olan teşhis tutanağında da sadece bu fiziki özelliklerde birinin suçu işlediği belirtilmekteyse, başka delil olmadığında sanıkların tümü beraat edecektir. Zira, ortada ciddi bir şüphe vardır. Bu şüphe kesin bir kanıya varılmadığı sürece sanık yararına kullanılacaktır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu bu ilkeye ilişkin kararlarında açıkça şunu belirtmiştir: Ceza mahkumiyeti, yargılama sürecinde toplanan delillerin bir kısmına dayanılarak ve diğer bir kısmı göz ardı edilerek ulaşılan ihtimali kanaate değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. Bu ispat, hiçbir şüphe ve başka türlü bir oluşa imkan vermeyecek açıklıkta olmalıdır. Günümüzdeki uygulamalara baktığımızda ise pek çok kişinin ihtimallere dayanılarak cezaya mahkum edildiği görülmektedir. Hele ki örgütsel suçlarda suçun manevi unsuru ortaya koyulmaksızın sadece bir kısım delillere dayanılarak yüksek cezalar verilmektedir. Bu durum masum olan pek çok kişiyi ağır yaptırımlara tabi tutmakta, bir anlamda hayatlarını alt üst etmektedir. Oysa ki olması gereken husus şudur; sanık hakkında %1 dahi şüphe olsa bunun sanık lehine yorumlanması gerekir. Yargıtay da bazı güncel kararlarında şüphenin az ya da çok olmasının önem arz etmediği, her türlü şüpheden sanığın yararlanması gerektiğine hükmetmiştir. Gerçekten de olması gereken uygulama da bu olmalıdır. Zira, masum bir kişi haksız olarak aylarca yıllarca hapis cezası çektikten sonra onun masumiyeti ortaya çıksa da ortaya çıkan zarardan geri dönülememektedir. Bu nedenle, istisna ve ön yargı olmaksızın, şüpheden sanık yararlanır ilkesinin tam olarak tüm davalarda uygulanması hukuka uygun düşecek olup, bu husus ihukukdevleti lkesinin bir gereğidir. Günümüz koşullarında bu ilkenin uygulanmasında ciddi sıkıntılar olduğu gözetilmeli ve haksızlığa uğranmaması ve masumiyetin ortaya çıkarılması adına bir avukattan yardım alınması faydalı olacaktır. Şüpheden Sanık (mı) Yararlanır